Çözüm sürecinde çerçeve yasa belirsizliği sürüyor | Ayşegül Doğan ile söyleşi

05.07.2026 medyascope.tv

5 Temmuz 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Temmuz ayı bitmeden, Mecliste çözüm sürecine bağlı bir yasanın çıkması bekleniyor. Ama takvim henüz kesin değil, yasanın içeriği belli değil. Ne olup ne olmayacağı hala bir muamma. Bu konuyu DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan'la konuşacağız. Ayşegül merhaba.
Ayşegül Doğan: Merhaba. İyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Geçen gün yaptığım yayında https://medyascope.tv/2026/07/03/cozum-surecinde-cerceve-yasa-muammasi/  çerçeve yasa konusunu bir muamma olarak tanımladım. Ben konuyu hâlâ çözemedim. İstersen sırasıyla gidelim. Birincisi, temmuz ayında bir yasa çıkacağına emin miyiz?
Ayşegül Doğan: Hayır, değiliz. Aslında ‘’muamma’’ doğru bir tanımlama. Ancak şöyle olması gerekir: Yapılan görüşmelerde bugüne kadar ifade edilenlerden süzülen, temmuz ayında artık bu yasanın bir şekilde Meclisin gündemine alınacağı, yaklaşık olarak zamanlaması ile ilgili bir ortak eğilim söz konusu diyelim. Niye böyle diyorum? Zaten bizim çağrımız hep bir an önce bu yasal çerçevenin gerçekleştirilmesine dönüktü ve ‘’Meclis, çalışmalarına ara vermeden bu yapılmalı’’ diyorduk. Cumhurbaşkanı Erdoğan da benzer bir açıklama yaptı. İktidar Partisi sözcüsü de hızla bunun bu yasal aşamanın artık hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Meclis Başkanı da böyle dedi. Ortada buna dönük iktidar blokundan gelen güçlü sinyaller var diyelim. Bunlar pozitif sinyaller ve biz bu pozitif sinyalleri bir kararlılık olarak tanımlamayı ve kabul etmeyi tercih ediyoruz. Çünkü öyle olması gerekir. Zaten yasal çerçeve aşamasına geldiyseniz, artık bunun Meclis gündemine alınması gerekir. Dolayısıyla beklentimiz, temmuz ayında bu yasal çerçevenin Meclis’in gündemine alınması. Ama öte yandan bir muamma olma özelliğini de sürdürüyor.

Ruşen Çakır: NATO Zirvesi sırasında Meclis tatilde ve Meclisin açıldıktan sonra temmuz sonunda kapanacağı söylendi. Dolayısıyla bir sonraki hafta başlayıp, Meclis kapanana kadar bu yasayı çıkarma teknik olarak mümkün mü? Çünkü çok az bir zaman kalıyor. 
Ayşegül Doğan: Bir yandan takvimi açıyorum. 13 Temmuz Pazartesi gününe kadar Meclis çalışmıyor. 14 Temmuz Salı itibariyle çalışıyor ve önümüzde epey bir zaman var. İstenirse, böyle bir kararlılık ve güçlü bir siyasi irade olursa, tabii ki geri kalan her şey teferruat olur, kolay çözülebilir teknik detaylara dönüşür. Ancak burada çok temel bir problem var. Yasa gelecek gelmesine, öyle deniyor. Peki ne gelecek? Nasıl gelecek? Hangi yöntemle ilgili?

Ruşen Çakır: Yasanın ne olacağı konusunu soracağım. Şöyle bir husus var: Bir Meclis komisyonu çalıştı. Sizin partiniz de içinde yer aldı Raporlar çıktı. Daha sonra Abdullah Öcalan'la düzenli görüşüldü. Ondan birtakım öneriler alındı.
Ayşegül Doğan: Tam düzenli diyemeyiz aslında.

Ruşen Çakır: En son görüşme mayıs sonunda oldu değil mi?
Ayşegül Doğan: Evet, en son görüşme 24 Mayıs'ta oldu. Ama ondan önce de epey uzadı o görüşme aralığı.

Ruşen Çakır: Sonuçta, Öcalan'la devletin yürüttüğü görüşme, Öcalan'la DEM Parti, İmralı Heyeti’nin yaptığı görüşme, aynı zamanda İmralı Heyeti’nin devlet yöneticileriyle ve siyasi partilerle yaptıkları görüşmeler oldu. Bu görüşmelerde de bu yasanın bir şekilde konuşuluyor olması lazım. Adına kimisi ‘’kök yasa’’ diyor, kimisi ‘’çatı yasa’’ diyor, kimisi ‘’çerçeve yasa’’ diyor. Ama belli ki bir şeyin başlangıcı olacak bir husus. Bugüne kadar Öcalan'la yapılan görüşmelerde ve onların devlet yöneticilerine ve siyasi partilere aktarmalarında, İmralı'nın ve ona bağlı olarak Kandil'in de beklentisi nedir? Nasıl bir içerik bekliyorlar? Zamana yayılmış bir şey mi yoksa bir çırpıda eve dönüşün sağlanacağı bir olay mı?
Ayşegül Doğan: Tabii pek çok soru bir arada. Yasanın gelmesi, zamanlamasının belirlenmesi ne kadar önemliyse, ‘’ne gelecek ve nasıl gelecek?’’ sorusu da o kadar önemli bizim için. Bir kere şu âna kadar İmralı Heyeti’nin yaptığı hiçbir görüşmede, kapsamına ilişkin herhangi bir bilgilendirme yapılmadı iktidar yetkilileri tarafından. Bizimle paylaşılan bir taslak yok. Yani ne İmralı Heyeti’nde bir taslak var ne bizde bir taslak var. Ne Öcalan'la heyetimizin bu süre içerisinde bir teması oldu, ne Öcalan'la avukatların bir teması oldu, ne de Öcalan'la ailesinin bir teması oldu. Dolayısıyla biz Öcalan'la paylaşılmış bir taslak olup olmadığının da bilgisini teyit edemiyoruz. Bu bilgiye de sahip değiliz. Oysa birtakım haberler çıkıyor. Bu haberlere herhangi bir tekzip de gelmiyor işin kötü tarafı. Bu taslağın Öcalan'la paylaşıldığı ve paylaşılan taslağa da Öcalan'ın mesela onay verdiği iddiasına ilişkin, iktidar yetkililerinden bir açıklama da gelmiyor. Bu konuyu bu kadar spekülasyona açık hâle getirmek iyi değil. Sözünü ettiğimiz konu gerçekten kritik.
İkinci soruya geleyim. ‘’Öcalan 24 Mayıs'ta yaptığı görüşmede İmralı Heyeti’ne bir öneride bulundu mu? Taslakla ilgili, yasal çerçeve ile ilgili bir yol haritası var mı?’’ sorusu. Evet var. Biz bunu açıkladık zaten. Yani Öcalan'ın bunu ‘’kök hücre yasası’’ olarak tanımladığını, bir başlangıç adımı olarak tanımladığını, bu süreç bir kurumsal kimlik kazandıktan sonra, ki Meclis Komisyonu bunun için önemli bir adımdı, bir ortak rapor çıktı. Ancak bunun yetersiz olacağını o zaman da söylemiştik. Yani devasa bir sorunu çözmeye çalışıyorsunuz. Tabii ki bu devasa sorunun çözümü için Öcalan'ın bir yol haritası var, önerileri var. Bunu açık açık, 24 Mayıs sonrası hem İmralı Heyeti’miz verdikleri söyleşilerde, yaptıkları yazılı açıklamada, hem de bize yapılan bilgilendirmeler neticesinde kamuoyuyla paylaştık.
Bir başlangıç adımının akabinde ne olmalı? Yeni kurullar oluşabileceğini söylüyor mesela. Öcalan'ın böyle bir önerisi de var. Sonuçta böyle bir çırpıda bir oldubittiye getirilerek ilerlenebilecek bir süreç olmadığını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Demokratikleşme paketleri, Türkiye'de reform ihtiyacı birbiriyle bağlantılı. Şimdi yeni düzenlemelere ihtiyaç olacak. Nasıl başlarsanız biraz öyle ilerlersiniz. Ama muamma halinde bırakıp uzlaşı aramadan, tek taraflı bir hazırlıkla bu süreç krize girer. Krize girmeden bunu nasıl daha hızlı bir ivmeyle ilerletebiliriz? Doğrusu biz DEM Parti olarak tam da bunun arayışındayız. Bunun da yolu bir konsensüs sağlamak, taslağı paylaşmak, İmralı'ya gidiş yollarını kapatmak değil açmak. Ve İmralı'da varsa bu konuya ilişkin Öcalan'ın önerileri, bu önerilerin kamuoyuna ulaşmasını bir şekilde sağlamak, o iletişim olanaklarını oluşturmak.
Bir de çağrıyı yapan Öcalan. Örgütüne fesih çağrısı yaptı ve silahlı mücadelenin stratejik olarak neden son bulması gerektiğine ilişkin bir çağrı yaptı 27 Şubat 2025'te. Bu sürecin nasıl ilerleyebileceğini, pratik hukuki adımlar ve somut adımların gerekliliğiyle birlikte yaptı. Binlerce örgüt mensubundan bahsediyoruz. Bir silahsızlandırma sürecinden bahsediyorsak, örgütün liderinin, bu süreçte öngörülen yasal çerçeveyi bilmesi, buna ilişkin önerilerini yapmasından daha doğal bir şey yok. Bu çatışma çözümü dinamiğinin de bir parçası olarak böyle. Türkiye'ye özgü bir model olarak ele aldığımızda da böyle işlemesi gereken bir süreç. Aksi takdirde, bu kadar kritik bir sorumluluk üstlenmiş, bu kadar önemli tarihi bir çağrı yapmış ve bunun ana muhatabı olan kişiyi, iletişim olanaklarından mahrum bırakarak ya da önerilerini iletmeyerek ya da bu bağlantıyı kurmayarak nasıl ilerletebilirsiniz ki? Yani oldubittiye getirilebilecek bir şey değil bu. ‘’Ben yaptım oldu. Gelen gelsin, gelmeyen gelmez. Beğenen beğenir, beğenmeyen beğenmez.’’ Mesela Meclis başkanının böyle bir açıklaması var. Bu dil son derece incitici, yıkıcı bir dil. Yapıcı bir dil değil. Yani ‘’açarız kapıları. Bir defa gelen ve bundan yararlanmak isteyenler yararlanırlar. Ondan sonra kaparız kapıları. Gelmeyen de gelmemiş olur.’’ Böyle yaklaşamayız bu meseleye. Çok ciddi bir sorundan bahsediyoruz. Elli yıla yayılmış bir çatışma hâlini tümden sonlandırmak ve kalıcı hale getirmekten bahsediyoruz.

Ruşen Çakır: Burada tam da sormak istediğim bir hususa giriş yaptın. İktidara yakın bazı medya organlarında yasanın içeriği ile ilgili çıkan bazı haberler var. Ne derece doğru bilmiyoruz ama insanlar ciddiye alıyor. Hatta en son KCK açıklamasında da bunların ciddiye alındığını, kaygıyla karşılandığını gördüm. Bir yanda, ‘’eve dönüş yasası’’ beklentisi var. Ama eve dönüş yasası bekleyenler kendilerine bir etkin pişmanlık yasası dayatılma ihtimalinden bahsediyorlar. Olayı böyle özetleyebilir miyiz?
Ayşegül Doğan: Bundan endişe duyduklarını biz de o açıklamada gördük. Ayrıca, bu endişenin çeşitli tarihsel sebepleri de var; bunları göz ardı edemeyiz. Dediğiniz gibi, daha önce benzer içerikte, pişmanlık içeren, adı da ‘’etkin pişmanlık yasası’’ olan, fakat efektif olmayan yasal düzenlemeler gördük. Derde deva olmadı, çatışmaları bitirmedi, sorunu çözmedi. Şimdi aynı şeyleri tekrar tekrar yapmamak gerekiyor. Eski yöntemlerle yeni bir sonuç alamazsınız. Şimdi burada yepyeni bir süreçten bahsediyoruz. En kapsayıcı, en kucaklayıcı şekilde bir yasal düzenleme yapmak gerekiyor. Sözünü ettiğimiz insanlar Türkiye Cumhuriyeti'nin yurttaşları. Haklı olarak şu soruyu soruyorlar: ‘’Döneceğiz ancak nasıl döneceğiz? Neyle karşılaşacağız? Hukuken, siyasal olarak, sosyal olarak karşılaşacağımız tablo ne olacak?’’ Bu barış gruplarını hatırlıyorsunuz. Yine Öcalan'ın çağrısıyla gelmiş olanlar vardı ve yıllarca hapiste kaldılar. Hatta bu süreci görmeden hayatını kaybedenler var. Türkiye'ye dönüp, en az 10 yıl hapis yatıp, çıkıp demokratik siyaset yapma imkanına erişemeyen ve şu anda aramızda olmayan insanlar var. Böyle bir gerçeklikten bakmak gerekiyor. O yüzden kategorik bir yaklaşım içermemeli bu.
Ayrıca motivasyon arttırıcı bir yaklaşımı olmalı. Yani silahlı mücadeleye stratejik olarak son verdiğini söyleyen, kendini fesheden bir örgüte, geri dönüş yollarını gerçekten ardına kadar açmak gerekiyor. Hassasiyetler olabilir. Bu konu ne zaman açılsa ilk olarak öne sürülen bu oluyor biliyorsunuz. Ancak biz cesaret gerektiren, tabuları yıkmak gereken bir süreçteyiz. Ezber bozmaya davet ediyoruz bütün tarafları. O yüzden tüm taraflar bu ezberi bozabilmeli. Kimse böyle taviz, tasfiye gibi yerlere sıkıştırmamalı bu konuyu. Daha başka bir yerden ele almak gerekiyor. Niye kucaklayıcı olunamasın ki? Olunabilir. Sonuç itibariyle nasıl bir yasal düzenleme yapacağınıza bağlı. Hiçbir tarafın hassasiyetini gözetmiyormuş gibi yapmadan, bunu yok saymadan bir yaklaşım geliştirmek, pekala yeni bir yöntem ve dille mümkün diye düşünüyoruz. Bu konuda önerilerimiz de var. Bu konudaki önerilerimizi yaptığımız görüşmelerde zaten dile getiriyoruz.
Ancak bizim bu konuda hazırlığımız da var. Yani bir çerçeve yasa nasıl olmalı? Bizim yaklaşımımız nedir? Önerilerimiz nasıl? Bunu çok büyük bir oranda Meclis Komisyonuna sunulan raporlarda da ifade ettik. Her siyasi partinin sunduğu raporlar var. Her başlığa ilişkin kendi önerilerimizi zaten orada kayıt altına da aldırdık. Ayrıca ortak raporda da yapılması gerekenler, siyasi partilerin az çok yaklaşımları belli. Biz buralardan sıyrılıp bakmak zorundayız bu meseleye. Daha üst bir bakışa ihtiyacı var bu meselenin. Gerçekten farklı bir yerden meseleyi kuşatan, kavrayan, anlayan bir bakışa ihtiyaç var. O zaman bu kaygılar ortadan kalkar.

Ruşen Çakır: Öcalan'la en son mayıs ayı sonunda görüşüldü. Bayağı bir zaman geçti. Bu neden böyle oluyor? Çünkü Öcalan başından itibaren bu sürecin en önemli aktörü ve devletin doğrudan muhatap olduğu tek kişi belki de. Sonuçta İmralı heyeti bir tür aracılık yapıyor. Görüşmeler esas olarak Öcalan'la yapılıyor. İmralı Heyeti sizi bilgilendiriyor, diğer partileri bilgilendiriyor, devletle konuşuyor. Devlet ne konuşulduğunu zaten biliyor. Ama niye görüştürülmüyor Öcalan? Çünkü en hassas konulardan birisi bu. Özellikle Kandil'dekiler ve Avrupa'dakiler Öcalan'a bakıyorlar, onu duymak istiyorlar. En son yapılan açıklamada yine ‘’tecrit’’ kavramı kullanıldı. Öcalan'ın tecdit altında olduğunu söylüyorlar. Bunun cevabını biliyor musunuz? Normal şartlarda hani haftada bir görüşülse bile kimsenin şaşırmayacağı bir süreç yürüyordu. Ama şimdi neredeyse 40 güne yakın bir süredir görüşülmüyor. Sizin bildiğiniz kadarıyla nedir bunun aslı?
Ayşegül Doğan: Biz bunun aslını bilmiyoruz. Bunu izah edemiyoruz çünkü. DEM Parti İmralı Heyeti görüşmek için başvuruda bulundu, ancak olumlu bir geri dönüş alamadı. Olumlu bir geri dönüş alamadığı gibi avukatların başvurusuna da bir geri dönüş olmadı. Aile de en son bayram vesilesiyle görüşmüştü. O gün bugündür herhangi bir görüşme yok. Orada bir görüşme var mı yok mu? Biraz önce sözünü ettiğiniz devlet yetkilileriyle görüşülüyor m, bunu da bilmiyoruz. Ayrıca DEM Parti İmralı heyeti yalnızca aracılık da yapmıyor, bu konuda tarafları, çoğu zaman görüşmeleriyle, yaptıkları ziyaretlerle, süreci hızlandırabilecek pozisyon almaya davet ediyor. Bu da önemli bir şey. Bu akışın da kesilmemesi gerekiyor. Bu iletişimin de periyodik bir şekilde devam etmesinin çok faydalı yanları var. Bunu özellikle söylemek isterim. Yeterli mi? Değil. Düşünsenize 100 yıllık bir meseleyi çözmeye girişiyorsunuz. Çok ciddi bir silahsızlandırma ânına geldiniz ve Türkiye'de bununla ilgili yasal çerçeve yapılıyor. Bir yandan zamanlaması, bir yandan takvimi, bir yandan kapsamı, içeriği tartışılıyor. Çünkü yalnızca örgüte mensup olmuş, eline silah almış insanları, yalnızca dağdakileri ilgilendirmeyecek. İnsanlar bize ‘’bugün cezaevindekileri salmayanlar nasıl dağdan gelişlere yol açacaklar?’’ diye soruyorlar. Bu paradoksu ortadan kaldırabilecek bir kapsayıcılığa ihtiyaç var. Terörle Mücadele Kanunu mağduru bir sürü insan var Türkiye'de. Sürgünde, hapiste. Ya da şu anda hakkında soruşturma, kovuşturma olan insanlar var. Dosyaları olan insanlar var. Bunlar nasıl etkilenecekler? Tüm bu sorular da beraberinde soruluyor. Peki, siz ne yapıyorsunuz? Bu kadar kritik bir zamanda bu kadar kritik bir muhatabı 35 saatlik görüşmelerle sınırlıyorsunuz. Bu olamaz, bu sürdürülemez. Biz ilk baştan beri ‘’bu paradoksu, bu çelişkiyi ortadan kaldırın’’ diyoruz.
Bir de şöyle bir durum var: Bir dolaylı diyalog söz konusu. MHP Genel Başkanı Bahçeli, Öcalan'a sesleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu süreçteki kararlılıktan bahsediyor. Hem muhalefet partileriyle hem iktidar blokuyla yer yer görüşmeler oluyor biliyorsunuz. Bu görüşmelerde Öcalan'ın önerileri, mesajları, değerlendirmeleri, DEM Parti İmralı Heyeti’miz tarafından ilgililere iletiliyor. Bu bir dolaylı diyalog değil mi? Peki bunu niye doğrudan bir diyaloğa dönüştürmüyoruz? Bundan niye sakınılıyor? Bunun doğrudan bir diyaloğa dönüşmesi, bu iletişimin doğrudan kurulması, süreci ancak hızlandırabilir. Bu korkulacak bir şey değil. Bu korkudan gerçekten sıyrılmak ve özgürleşmek gerekiyor. Bu, tabuları yok etme ve yeniden bir toplumsal bütünleşme sağlama süreciyse, bunu somut bir biçimde hayata değen emarelerle görmek gerekiyor. O zaman ne olur? O zaman eski kavramlarla tanımlamaya çalışanlar bu kavramlara ihtiyaç duymazlar. Tecrit olmayan bir yerde ‘’tecrit’’ demezler, tecritle ifade etmezler bunu.

Ruşen Çakır: En son KCK açıklamasında söylenen emrivaki yasa olması durumunda, Öcalan'ı tatmin etmeyen bir yasa çıkması durumunda ve sizlerin de parti olarak kabul edemeyeceğiniz bir yasa çıkması durumunda ne olacak? Çünkü Öcalan'ın 27 Şubat deklarasyonundan sonra epeyce bir mekanizma işledi. Örgüt kendini feshetti, silah bırakma kararı aldı. Hatta sembolik de olsa silahlar yakıldı. Peki şimdi ne olacak? Yasa beklenti karşılanmazsa, Kandil ve İmralı, özellikle İmralı bir hayâl kırıklığı yaşarsa, onun kabul ettiği bir şeye Kandil'in çok fazla itiraz etmeyeceğini biliyoruz yaptıkları açıklamadan, ama onun ağzından duymak istiyorlar. Mayıs sonundan beri görüştürülmüyor, onu da biliyoruz. Beklentiler karşılanmazsa ne olur?
Ayşegül Doğan: Soruyu dinlerken bir yandan da 27 Şubat 2025 çağrısını açtım. O gün hepimiz oradaydık. Çağrının Türkçesi okundu, Kürtçesi okundu. Sonra Sırrı Süreyya Önder, -özlemle anıyorum onu- metnin kamuoyuyla paylaşılmasının ardından kapanış konuşması yaparken, Öcalan'ın şu notunu paylaştı: ‘’Bu perspektifi ortaya koyarken, şüphesiz ki pratikte silahların bırakılması ve PKK'nin kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir.’’ Şu anda demokratik siyaset ve buradaki tanımlamayla hukuki boyutun tanımlamasına ilişkin, siz, gazeteci olarak herhangi bir somut gelişmeden bahsedebiliyor musunuz? Ne yazık ki edemiyoruz. Böyle bir hazırlık olduğunu biliyoruz. Kapsamını bilmiyoruz, çağrının birinci derecede sahibi, bu silahsızlanmanın ve bundan sonraki sürecin muhatabı, bundan haberdar mı? Taslağı gördü mü? Önerileri taslağa işlendi mi? Önerileri dikkate alındı mı? Bunları biz de bilmiyoruz. Belli ki örgüt de bilmiyor. Yapılan açıklamaya baktığınızda öyle görünüyor. O halde muhataplar arası zemini oluşturmadan, iletişimi kurmadan, nasıl öngörebilirsiniz yarın olabilecekleri? Yani biz DEM Parti olarak en sonuna kadar şunun yapılması gerektiğini düşünüyoruz: Uzlaşıyla çözüm bulmak ve silahların tümden devre dışı kalmasını sağlayabilecek zemini güçlendirmek. Bir başka ihtimali düşünmek, değerlendirmek dahi istemiyoruz. Çünkü burada stratejik bir karar söz konusu ve bu fırsat gerçekten çok tarihsel bir fırsat. Bunun ıskalanmaması için, bunun değerinin kavranması ve layıkıyla gerekenlerin yapılması için çabamızı sürdüreceğiz. Sürdürüyoruz da. Bizim bu konuda yaptığımız çağrılar, bu konudaki uyarılarımız, bu konuda yer yer dikkat çektiğimiz noktalar son derece kritik ve karşılaşabileceğimiz riskleri ortadan kaldırmaya dönük. Bizim başka bir çabamız, gayretimiz yok. Biz demokratik siyaset alanının artık hiçbir şekilde silahla gölgelenmeyecek bir halde güçlenmesini istiyoruz. Yani silahın yerine siyasetin ikame edilmesini istiyoruz. Bu, bu kadar net bizim için, bu kadar tartışmasız. ‘’Önce silahlar bırakılsın’’ diyoruz. ‘’Önce silahlar devre dışı kalsın. Bunun için de yapılması gerekenler yapılsın.’’ Ancak o yapılması gerekenleri nasıl yapacağınız, hangi kapsamda yapacağınız elbette önemli. Geçmişin bir tekrarını kimse yaşamak istemiyor. Biz de DEM Parti olarak böyle bir durumla karşı karşıya kalmak istemeyiz? Uzlaşı mantığının sürecinin ruhuna uygun bir şekilde ilerlemek.
Peki, Öcalan bunu nasıl karşılayacak? Buna ilişkin ancak yorum yapabiliriz, tahminde bulunabiliriz ve bugüne kadar yaptığı değerlendirmelerden yola çıkarak bir şeyler söyleyebiliriz. O değerlendirmeler nedir? 27 Şubat 2025'te bu değerlendirmeler, ondan sonra yapılan görüşmelerdeki değerlendirmeleri, Öcalan ‘’kök hücre yasası’’ derken, bunun bir başlangıç adımı olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylerken, bu stratejik çağrıyı yaptığındaki değerlendirmelerini göz önünde bulundurduğumuzda, biliyoruz ki, Öcalan gerçekçi ve tarafların üzerinde konsensüse vardığı bir yasal çerçevenin ortaya çıkmasını istiyor. Hukuki güvencelerin sağlanmış olduğu, insanların fikirlerini özgürce söyleyebildikleri, bu fikirleri özgürce örgütleyebildikleri bir ortamın oluşmasını istiyor ve bunun için çaba sarf ediyor. Bir arada yaşam için. Dolayısıyla birtakım değerlendirmeler aşağı yukarı kestirilebilir. Bu çağrıya icabet edecek binlerce insanın, ortaya çıkacak yasal çerçeveden tatmin olması gerekiyor. Sonuçta bunlar ilk defa bizim başımıza gelen olaylar değil. Dünya deneyimlerinden de Türkiye deneyimlerinden de ders çıkarmak gerekiyor. Biz de bunu ilk kez yaşamıyoruz. Nerelerde başarısız olduk, nerelerde başarılı olma ihtimalimiz daha yüksek, bunların değerlendirilmesi gerek. Önümüzdeki haftalarda bu sorulara umarım pozitif yanıtlar alırız. Beklentimiz, temennimiz bu yönde.

Ruşen Çakır: Bu sürece paralel, başka bir süreç daha yaşıyoruz biliyorsun: 19 Mart süreci. Şimdi 21 Mayıs da eklendi. Bu süreç de çok sert gidiyor. CHP’nin seçilmiş yönetimine yönelik, birtakım yeni hukuki uygulamalar yapılabileceği, dokunulmazlıkların kaldırılmak istenebileceğine dair birtakım dedikodular dolaşıyor. Siz parti olarak böyle bir ihtimali görüyor musunuz? Böyle bir aşama söz konusu olursa tavrınız ne olur?
Ayşegül Doğan: Bizim bu konulardaki ilkesel tavrımız herhalde ilk günden beri herkes tarafından biliniyordur, bilinmeli. Biz, 19 Mart operasyonları başladığı zaman da ilk gün, ‘’Bunlar barış ve demokratik toplum sürecini gölgeleyen, hatta adeta sabote eden yaklaşımlar. Bunlardan uzak durmak gerekir’’ dedik. Evet, maalesef böyle iddialar var. Asılsız olmalarını temenni ediyoruz bu iddiaların. Bir yandan demokratik siyaset alanının genişlemesinden bahsederken, öte yandan demokratik siyaset alanını daraltan, antidemokratik uygulamalara alan açan ve bunu sürdüren bir yaklaşım olmaz, olmamalı. İnsanların düşüncelerini özgürce söyleyebildikleri ve söyleyebilecekleri ortamı yaratmak için bir çaba içerisindeyken, öte yandan, yaptığınız bu tür uygulamalarla, -ki buna sayısız örnek verebilirim. Gazetecilerden tutun, sanatçılara kadar geniş bir skalada ne yazık ki- bunlar sürdürülmemeli, olmamalı. Bizim bu konudaki tavrımız da son derece net. Bunu çokça yaşamış bir siyasal gelenek olarak söyleyelim bunu. Bizim, yargı eliyle siyasete dizaynı kabul etmemiz söz konusu dahi olamaz. Biz bir yandan milletvekilleri, ana muhalefet partisinin seçilmiş genel başkanı -çünkü iddialar böyle- operasyonlarla, siyaseten değil de yargı eliyle devre dışı bırakılmaya çalışılırken, bir yandan da siyasal alanı genişletmek ve demokratikleşmeye dönük adımlar atmaya ilişkin nasıl tartışıp konuşabileceğiz? Ya da bu gerçekçi mi? İkisi bir arada nasıl yürüyecek? Böyle bir şey olabilir mi?

Ruşen Çakır: Evet. Ben de onun için sordum zaten.
Ayşegül Doğan: Bizim bu konudaki tutumumuz açık ve net. Eee, yeniden tutum almayı gerektirecek ya da mütereddit kalacak bir durum söz konusu değil. Biz, bu konuda yetkilileri en başından beri uyardık. Yaptığımız görüşmelerde bunu ifade ettik. İmralı Heyeti üyelerimiz Cumhurbaşkanı Erdoğan'la yaptıkları görüşmelerde dahi bunu ifade ettiklerini, dile getirdiklerini, söyleşilerinde anlattılar, söylediler. Bize de bu konuda hep aynı bilgilendirmeleri yaptılar. Ancak, ben bunun daha ötesinde bir şeyden, yalnızca İmralı Heyeti’yle sınırlı olmayan, partinin yaklaşımıyla ilgili bir şeyden bahsediyorum. Biz hiçbir antidemokratik uygulamanın bu süreci gölgelemesini istemeyiz. Aksine, bu süreçteki güveni arttıracak, toplumsal desteği arttıracak, sürece ilişkin endişeleri ortadan kaldıracak gelişmeler görmek istiyoruz. Önümüzdeki dönemin de böyle gelişmelere tanıklık etmesi gerekiyor. NATO Zirvesi sonrası beklenen, operasyonların olması değil, beklenen, üzerinde konsensüse varılmış, kapsamı ve içeriği ile ilgili bir yasal çerçevenin Meclise gelmesi olmalı. Tutuklama, gözaltı, dokunulmazlık kaldırma, operasyon gibi konuları geride bırakmak için, bu konuya dair yürüteceğimiz çalışmalar ve mesai olmalı. 

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler yayınımıza katıldığın için.
Ayşegül Doğan: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: DEM Parti sözcüsü Ayşegül Doğan'la, temmuz ayında çıkması beklenen çözüm sürecinin kilit yasasının detaylarını konuştuk. Daha doğrusu, bilmediğimiz detaylarını, olup olmayacağını, bir bilinmezliğin sürüyor olmasını konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
19.07.2026 Kandil izlenimleri (2): Üniformalar ne zaman çıkarılacak?
18.07.2026 Kandil izlenimleri (1): Cümleler Öcalan ile başlıyor Öcalan ile bitiyor
17.07.2026 Medyascope Kandil’de | Duran Kalkan Ruşen Çakır’a konuştu: “Bu süreç batmayacak”
17.07.2026 "Yeni Parti" yeni olabilecek mi?
16.07.2026 Bitmek bilmez "FETÖ'nün siyasi ayağı" tartışmaları
15.07.2026 Prof. Gökhan Bacık ile söyleşi: 15 Temmuz’un 10. yılında Fethullahçılığın durumu ve muhtemel geleceği
15.07.2026 Fethullah Gülen'den geriye neler kaldı?
14.07.2026 Türkiye’nin Gidişatı (22): Ahbap olayı | NATO Zirvesi | 15 Temmuz’un 10. yılı | Deniz Göktaş’ın tutuklanması
14.07.2026 Özgür Özel'in enerjisi
13.07.2026 Özgecan Özgenç ile söyleşi: Tüm yönleriyle Özgür Özel’in yurt gezileri
19.07.2026 Kandil izlenimleri (2): Üniformalar ne zaman çıkarılacak?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı